Sığır Vebası (Cattle Plaque-Malkıran-Rindepest-Çor)

O zaman Hollywood fragmanı tarzı bir açılış yapalım. Bir virüs, kırmızı et kıtlığı, dünyanın sığırlar için en tehlikeli hastalıklarından biri. Yakın gelecekte bir biyolojik silah olarak kullanılabilir mi? Bir meslek bunlara nasıl engel olabilir? Bu soruların cevapları bu yazıda…


İlk olarak IV. yüzyılın başlarında ortaya çıkan sığır vebası uzun süreler sığırlar, hayvan sahipleri, kasaplar, ve ülkeler için büyük bir kabus olmuştur. 1700-1800'lü yıllar arasında Avrupa'da yayılması ile dünyanın ilk veteriner hekim okulunun Fransa'da açılmasına sebep olan bir hastalıktan bahsediyoruz.

Paramyxoviridae ailesinin Morbillivirus genusunda yer alan sığır vebası virüsü tarafından enfekte olan manda ve sığırların bu hastalığa karşı en duyarlı canlılar olduğunu biliyoruz. Bunların dışında hastalığı bu kadar ağır geçirmeseler bile koyun, keçi ve domuzların da bu hastalığa yakalandığını biliyoruz. Hastalık genelde %100 mortalite (ölümcüllük) ve morbidite (bulaşıcılık) ile seyreder. Hastalığa yakalanan sığırlarda septisemik ve hemorajik gastro-intestinal sistem (mide-bağırsak sistemi) bulgularına rastlanır.



Hastalığın en büyük tehlikesini morbiditesi oluşturuyor çünkü virüs dışkı, idrar, kan, kontamine yem ve su, aynı sağlık aletlerinin farklı hayvanlarda kullanılması (indirekt) ve gözyaşı ile bulaşabilmektedir. Virüsün bir zarfı bulunduğundan dolayı dış çevre şartlarına dayanıklı değildir. Bu yüzden yakınında bulunan canlıları enfekte eder. İnsanların virüse karşı duyarlılığı yoktur.

Klinik belirti olarak kaynar su kadar sıcak hissedilebilen bir ateş olgusu ortaya çıkar. Ateşi 39.8 santigrat derecenin üzerinde olan hayvanda bu hastalıktan şüphelenilir. Önce kabızlık ile başlayan durum ateşin düşmesi ile yerini ishale bırakır ve gözyaşı ile burun akıntısı şekillenir. Daha sonra hayvanda gastro-intestinal sistem boyunca yayılmış olan yara bölgeleri karşımıza çıkar. Bu yaraların en büyük özelliği vezikülleşme dönemi göstermemeleridir. Bu yaralar iyileşme döneminde bulunduğu bölgede çok karakteristik olan susam serpilmişçesine bir manzara bırakır. Bu manzarayı yarayı kapatmak üzere oluşan pseudomembranlar ortaya çıkarır.



Hastalık 1992 yılında başlayan Global Rindepest Eradication Program (GREP) sonucu dünyadan arındırılmış bulunmaktadır. Ülkemizde ise son olarak 1991 yılında görülmüştür. Türkiye'nin hastalıktan arınması 2005 yılında kabul edilmiştir. Dünya çapında ise 2011 yılında eradikasyon programı amacına ulaşmıştır.


Eradikasyon programı sırasında hücre kültürü adapte attenüe aşılar kullanılmıştır. Bu aşılar Kenya orijinli bir izolat olan KABETA-O suşundan hazırlanmıştır. Canlı bir aşı olan sığır vebası aşısı deri altı yollardan uygulanır. Hastalığa yakalanan hayvanlar derin çukurlar açılarak itlaf edilir ve toprak ile üstleri kapatılarak üzerine sönmemiş kireç atılır çünkü hastalığın günümüzde bilinen bir tedavisi yoktur. Diğer hayvanların virüse yakalanmasını önlemek amacı ile bu uygulama yapılır. Bazı hastalık suşlarının hâlâ bazı ülkelerin ellerinde biyolojik silah olarak tutulduğu tahmin ediliyor.


Hastalık sığır popülasyonlarını yok ettiği için ülkeler açısından büyük sorunlara yol açabilir. Ciddi derecede büyük açlık ve kırmızı et kıtlığı sorunlarını ortaya çıkarır. Son olarak gelecekte bir gün hastalığın tekrardan ortaya çıkması durumunda biz veteriner hekimlere çok büyük bir sorumluluk düşmektedir çünkü veteriner hekimler sadece hayvan sağlığını değil insan sağlığını ve refahını da düşünmek zorundadırlar. Umarım güzel bir hayat geçirirsiniz. İyi günler.


KAYNAKÇA


https://vetkontrol.tarimorman.gov.tr/bornova/Menu/74/Sigir-Vebasi


https://www.amasyadsyb.org/sut/saglik/18

27 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör